12 01 2007

TRAJEDİ - (ŞİLEP , JİLET VE TEKNE)

 

 

TRAJEDİ

 

 

Birleşik Donanma'nın Fransız Filo Komutanı Amiral Guepratte, oğlu Yüzbaşı Guepratte'a onur görevi olarak Çanakkale Boğazı'nın girişinin mayınlardan temizlenmesi görevini verir. 


365 tonluk şanlı Nusrat ve döşediği 26 mayın, Fransız savaş gemisi 12 bin 205 tonluk Bouvet ile İngiliz savaş gemileri Irresistible (15 bin 000 ton) ve Ocean'ı (12 bin 950 ton) savaş dışı bıraktı. 

İngiliz muharebe kruvazörü Inflexible (17 bin 250 ton), Fransız savaş gemileri Gaulois (11 bin 260 ton) ve Suffren (12 bin 750 ton) yaralanıp savaş meydanından kaçtı. Bir başka deyişle, Nusrat kendisinden 222 kat fazla tonajı savaş dışı bırakmıştı! 


Ancak düşman tarafında yaşanan onca başarısızlık sonrasında bir suçlunun bulunması gerekiyordu. Yüzbaşı Guepratte, Fransız Amiral Gemisi Suffren'in toplantı salonunda kurulan mahkemeye sanık olarak çıkarılacaktır. Bu mahkemenin başkanı ise babası Amiral Guepratte'dan başkası değildir! 

Ve yargılamanın sonucu açıklanır: "Yüzbaşı Guepratte'ın Suffren Amiral Gemisi'nin grandi direğine asılarak idamına oybirliğiyle karar verilmiştir." 

Yüzbaşı Guepratte bitkin bir halde ancak bir kelime konuşabilir: Baba!.. 

 

Sabah-Online, 19 Mart 2000, 
Savaş Karakaş - E. Mütercimler

 

 

     Tarihiyle bizim kadar övünen millet azdır.

 

     AMA …

 

    Tarihine bizim kadar ilgisiz millet de öyle galiba...

 

Bu günlerde İngilizler İkinci Dünya Savaşı'nın efsane gemilerinden Belfast'ı Thames nehrinden geçirip Londra'nın orta yerine getirmiş, "ulusal deniz müzesi" ne dönüştürmüş. Yunanlıların Averof Zırhlısı, bir tarih anıtı olarak Pire'ye demirlemiş, gelecek nesillere gurur taşımakta... Rusya'nın gururu Aurora, Saint Petersburg kentinde güneşin altında Neva nehrini süsleyen bir tarih ve güzellik anıtı gibi parıldıyor... Bize gelince... Preveze gibi deniz zaferleriyle övünen, Barbaros'ları Turgut Reisleriyle gururlanan biz ne yapmışız? Nusret'i şilep, Yavuz'u jilet, Savarona'yı gezinti teknesi... İyi ki tarihimizi çok seviniyor, övünüyoruz. Bir de sevmesek...

 

Melih Aşık, Milliyet, 20 Mart 1997

 

 

Nusrat'a ilgi göstermeli!

Batık denizaltı AE2 Gelibolu'da...

 

Birinci Dünya Savaşı'nda Marmara Denizi'ne giren ilk düşman denizaltısı AE2, Türk ve

 

Avustralyalı ekip tarafından çıkartılıp Milli Park'ta sergilenecekmiş. 

 

     Birinci Dünya Savaşı sırasında batan Avustralya denizaltısı, Türk ve Avustralyalılardan oluşan ekip tarafından çıkarılarak Gelibolu Milli Parkı'ndaki havuzda sergilenecek. Marmara Denizi'ne giren ilk düşman denizaltısı olarak tarihe geçen ve 30 Nisan 1915'te "Sultanhisar" torpidobotu tarafından batırılarak denize gömülen AE2 adlı denizaltının yeri 1998'de tespit edildi. 72 metrede yatıyor. Karabiga Karaburun açıklarının 4 mil güneyinde, 72 metre derinlikte yatar denizaltı... 
     Mürettebatı 4 yıl esir kaldı. Avustralya denizaltısı AE2,  25 Nisan 1915'te Çanakkale Boğazı'ndan Marmara Denizi'ne açılan ilk düşman gemisi oldu. 
     27 Nisan 1915'te Kaptan Ali Rızabey komutasındaki "Sultanhisar" Torpidobotu tarafından Karabiga önlerinde tespit edilen denizaltı, mayınlarla vuruldu. İrlanda asıllı Kaptan Henry Stoker komutasındaki denizaltı batmak üzereyken içindeki 32 kişilik mürettebat esir alındı.
     Denizaltı, 30 Nisan 1915'te tamamen sulara gömüldü. Afyon'da 4 yıl esir kalan denizaltı mürettebatı daha sonra ülkelerine iade edilmek üzere İngiliz Kraliyet Kuvvetleri'ne teslim edilmişti. 

     Oysaki "Nusrat" Türk Ulusu için "AE2" ile kıyaslanamayacak

 kadar daha değerli.

 

 

 

ANI...

 

Yıl 1958. Gölcük'teyiz. Henüz 8 yaşındayım ve arkadaşım Bumin'le, hayranlık içinde iskeleyi seyrediyoruz. İskele, sanki hemen solunda kalan Poyraz Rıhtımı'na bağlı sonuncu savaş gemisi ‘‘Hamidiye’’ kruvazörünün heybetli gölgesine sığınmış gibiydi. Hamidiye Kruvazörü, diğer tarafındaki ‘‘Yavuz’’ Zırhlısı ile birlikte bu son duraklarında yılların yorgunluğunu çıkarırcasına öylesine sessiz ve mağrur, akıbetlerini bekliyorlardı. Bu arada Hamidiye ile Demir İskele'nin baş hizasında kalan kısımda Hamidiye Kruvazörünün bordasına yaslanmış Çanakkale'de büyük ün yapmış küçük bir gemi daha vardı ki o da ‘‘Nusret’’ mayın gemisinden başkası değildi.

ZAMANA YENİK DÜŞTÜ

Yıl 1976 babam emekli olup İstanbul'a yerleşeli on altı yıl olmuştu. Yüksek tahsilimi tamamladıktan sonra, askerliğimi yedek subay olarak Deniz Kuvvetleri'nde yaparken Gölcük'te bulunuyordum. Donanma büyümüş, o günkü Poyraz rıhtımına sığamamış, Poyraz rıhtımı İzmit'e doğru genişlemiş, ne Demir İskele ne de Gölcük vapur iskelesinden bir eser bırakmıştı. O tertemiz lacivert suların yerini sarı-yeşil renkli bir garip su almış, birçok yere ‘‘Denize girmek tehlikeli ve yasaktır!’’ yazılı uyarı tabelaları yerleştirilmişti. Bir döneme imzasını atan Yavuz Zırhlısı, Hamidiye Kruvazörü, Nusret Mayın Gemisi birçokları gibi, zamanın acımasız çarkları arasında kaybolup gitmişti.

BİR DE BELFAST’A BAK

Yıl 1996. İstanbul'dan çok uzaklarda, uzun yıllardır Londra'da yaşayan bir arkadaşımın evinde misafir olarak bulunuyordum. O akşam arkadaşımın verdiği bir broşürden, ertesi gün şehir merkezinde gezebileceğim yerleri belirlerken, krokiden Thames ırmağı üzerinde demirlemiş görünen savaş gemisi ‘‘HMS Belfast’’ ilgimi çekti. Arkadaşıma sorunca geminin İkinci Dünya Savaşı'na katıldığını, müze haline getirilmiş eski bir savaş gemisi olduğunu, istersem gidip gezebileceğimi öğrendim. Ertesi gün bulutlu ve rüzgárlı bir havada erkenden metro ile Tower Bridge'e gittim. Londra'nın kuleleri ile meşhur tarihi nehir köprüsünü yüreyerek geçerken, hemen sağ tarafımda köprüye takriben 200 metre mesafede majestelerinin savaş gemisi ‘‘HMS Belfast’’ ile karşılaştım. Giriş ücretini ödeyip, gemiyi tanıtan kitapçığı aldıktan sonra ince bir köprüden geçerek, geminin arka güvertesine çıktım. Elimdeki kitapçığı karıştırmaya başladım.

ESKİ GÜNLER EKRANDA

‘‘HMS Belfast’’ 1938 yılında Belfast'taki Harland & Wollf tersanelerinde denize indirilmiş, 1939 yılında Kraliyet donanmasına amiral gemisi olarak katılmış, Gemi İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok deniz savaşına katıldıktan sonra, 1950'de Kore savaşına da katılmıştı. 1963 yılında görev dışı bırakılmış, 1971 yılında müze gemi olarak ziyarete açılmıştı. Gemide özürlüler için ezel asansör, tekerlekli sandalye platformları ve tuvaletler bile düşünülmüştü. Ayrıca kafeteryadan kiliseye, ameliyathaneden dişçiye, postaneye kadar gezip görülecek birçok yer vardı. Gemide kötü hava sebebi ile benden başka birkaç meraklı dışında kimseler yoktu. Güvertedeki yön gösteren işaretleri takip ederek gezintime başladım. Her şey mükemmeldi Güverteye aralıklarla konulan televizyon monitörlerinde geminin faal olduğu dönemlerde katıldığı çarpışmaların siyah beyaz filmleri bile oynatılıyordu. 

NASIL KIYABİLDİK

Başta 1994 yılında 83 yaşında kaybettiğim babam Dz.Mk.Kd.Alb. Abdürrezzak İnselel, 1940 yılında yaşama veda etmiş olan İstiklal savaşı gazisi dedem Dz.Miralay Eyüp Yardım ile ebediyete intikal etmiş silah arkadaşlarının ve tüm deniz şehitlerinin ruhlarına, ellerimi Londra semalarına açıp gönlümün derinliklerinden bir Fatiha göndermeyi borç bildim. Kendi kendimize daha da önemlisi geçmişimize nasıl bu kadar haksızlık yapabildiğimizi düşünerek kahroldum. Her ne kadar Birinci Dünya Savaşı'nı görmüş bir Yavuz'u, bir Hamidiye'yi ekonomik gerekçelerle koruyamamış olma mazeretine sığınsak da, o küçük, küçücük Nusret'e nasıl kıyabildiğimizi hálá anlayabilmiş değilim.

 

 

NUSRET’TEN KALANLAR

Yıl 1999, güneşli bir şubat günü Nusret'i daha yakından tanımak için Beşiktaş'taki Deniz Müzesi'ne gitmiştim. Birinci katın solundaki büyük salonun küçük bir köşesi ona ayrılmıştı. Nusret'ten sökülmüş dümen dolabı, makine telgrafı ve ışıldak ön planda sergilenmişti. Duvardaki bir çerçevenin içinde 1940 yılında aslına uygun yeniden çizilmiş 1/50 ölçekli bir planı asılmıştı. Sağ tarafta takriben 70 cm. boyundaki bir maketi cam fanus içinde korumaya alınmıştı. Maket üzerindeki bilgilere göre Nusret 1910 yılında Almanya'da inşa edilmiş, 40 metre boyunda, 7.50 metre genişliğinde 360 tonluk mayın dökücü bir gemiydi. Saatte 12 mil hız yapabiliyordu. Sol taraftaki bir platformun üzerinde eski ve yeni isim plakaları duruyordu. Onun altındaki bir plakanın üzerine savaş hikáyesi yazılmış, savaş sonrası hediye edilen eski yazı flaması duvara asılmıştı. Bunun altında, gemi kumandanı Kd.Yzb. Hakkı Bey'in yağlı boya bir portresi sergilenmişti.

VE BİR ÖNERİ...

17 Mart 1915 gece yarısından sonra Çimenlik iskelesinden aldığı 24 adet mayını Kd.Yzb. Hafız kaptanın kılavuzluğunda, Kd.Yzb. Hakkı Bey'in komutasında Kepez maniasını geçtikten sonra Erenköy yönünde ilerlerken Boğaz'ın karanlık sularına bırakarak ertesi sabah, tarihin akışını değiştiren Nusret'ten geriye kalanlar hemen hemen bunlardı. 18 Mart 1915 sabahı Boğaz girişinin temiz olduğunu sanarak saat 08.05'te yoğun bir bombardımanın ardından Boğaz'dan giriş yapan dev armadanın o görkemli zırhlılarından Bouvet, Inflexible, Irresistable ve Ocean'ı saf dışı bıraktırarak deniz harp tarihimize unutulmaz bir zafer kazandıran Nusret'e verdiğimiz değer maalesef bu kadardı.

21. yüzyıla gün saydığımız bugünlerde Avrupalı muhtelif ülke şirketlerinden oluşan bir konsorsiyumun MS. 1323 yılındaki bir depremde yıkılan Mısır'daki İskenderiye fenerini bugün aynı ölçülerde yeniden inşa ederek yerine koyma çabalarını basından biraz hayret biraz da kıskançlıkla izlerken; neden Nusret de yeniden yapılmasın? Yüzer müze olarak Çanakkale'de sergilenmesin diye düşünüyorum ve herkesi ona olan vefa borcunu ödemeye davet ediyorum.

NusratÇalışmaGrubu

Ali İNSELEL, Hürriyet

18 Mayıs 1999

 

 

130
0
0
Yorum Yaz