................................Image Hosted by ImageShack.us


'' ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ATATÜRK ''



Image Hosted by ImageShack.us

(Saat ) '' SIK KULLANILANLARA EKLEMEYİ UNUTMAYINIZ...'' ''HOŞ GELDİNİZ'' TALAT, ENVER VE CEMAL PAŞA'NIN SONLARI - '' Eğitimcinin Köşesi 1'' - Blogcu




'' Şaşırmıştım. Büyük bir yığın Türk Askeri tepeden aşağıya doğru geliyordu. Tüfeğimle bu yığına nişan aldım ve yapmam gereken tek şey tetiği çekmekti ve tabii herbiri bir tarafa düştüler. '' Çavuş Daniel Curham - Wellington Piyade Bölüğünden - ( CONKBAYIRI-1915 )

15/10/2007

TALAT, ENVER VE CEMAL PAŞA'NIN SONLARI

TALAT, ENVER VE CEMAL PAŞA'NIN  SONLARI

Dr. Mete Soytürk

Kaiserslautern-Almanya

Birinci Dünya savaşının sonunda Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Dr.Nazım, Dr.Rusuhi, Azmi Bey, Bedri Bey ve Dr.Bahaeddin Şakir gibi savaş döneminin en önemli yöneticilerinin nasıl ve ne zaman yurdu terk ettikleri ve nereye gittikleri...

1 Kasım 1918'den bir anı

Emekli Deniz Yüzbaşı Baltzer

(Leipzig zamanında Alman Akdeniz filosu* kurmay başkanlığında Amirallik kurmay subayı )

*Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı

Orientrundschau, Kasım 1933, sayfa 121-122

Türkiye'deki savaş Güney'de Filistin cephesinin çözülmesi, batıda da müttefik Bulgaristan'ın yenilmesi ile birdenbire sona erdi. Istanbul'da Genç Türk hükümeti düşürüldü. Ülkeyi iyi tanıyanlar, düşürülen hükümet üyelerinin sonlarının hiç de iyi olmayacağını tahmin edebilirler. Daha şimdiden şehirde eski iktidar sahiplerinden bir kaçının Galata köprüsü üzerindeki sokak fenerlerinin direklerinde son nefeslerini verecekleri yolunda konuşmalar duyulmaya başladı.

1 Kasım 1918'de, İstanbul'da, Alman Akdeniz Filosu kurmay başkanlığında, Türkiye'nin 1914 yılında bizim yanımızda savaşa girmesini borçlu olduğumuz, düşen hükümetin bakanlarına nasıl bir yardımda bulunabileceğimiz konuşuldu. Bunun üzerine kurmayın en genç subayı olarak ben (BALTZER) öne çıkarak, Paşaların kaçırılmasını gerçekleştirecek bir planı hazırlayabileceğimi belirttim.

Akşam saat 9'da(21.00) Türk Askeri Demiryolları Kurmay subayı Yüzbaşı Kurz'la birlikte arabaya binerek Galata köprüsüne gittik. İzimizi silmek için köprünün tam ortasında arabadan inerek, geri gönderdik. Köprünün İstanbul yakasında Askeri demiryolları Kurmay başkanının küçük gemisi hazır bekliyordu. Hemen boğaza açıldık. Kız kulesi önüne geldiğimizde borda fenerlerini kaldırdık. Saat akşam 10'a doğru gemimiz(Buralarda bu tür küçük gezinti gemilerine "Muş" deniyor) sessizce Moda limanına girdi. Rıhtımda gemimizi bağlamıştık ki, bir takım Beyler gemiye doğru dikkatlice yaklaştılar ve daha önce anlaştığımız parolayı "Enver" söylediler. Gemiye eski Başbakan Talat Paşa, eski İstanbul Valisi(Bedri Bey) ve 5 kişi daha bindi. Herkesin yanında yanlızca küçük bir bavul vardı. Benim davetim üzerine bu beyler geminin kamarasına girdiler ve hemen başlarındaki fesleri çıkararak birer şapka taktılar.

Birkaç dakika sonra gemimiz ışıksız olarak denize açıldı. Kadıköy'ü geçerek kuzeye doğru yol aldık. Üsküdar'ı geçtikten sonra Ortaköy hizasında yönümüzü değiştirerek Avrupa yakasına yaklaştık, borda fenerlerini yerleştirdikten sonra Arnavutköy'de sessizce kıyıya yanaştık. Cadde sokak lambalarınca çok iyi aydınlatılmıştı. Fakat sokaklarda kimsecikler, gelen giden yoktu. Bu nedenle Yüzbaşı Kurz'la birlikte kıyıya çıkarak, ileri geri yürümeye başladık. Sonunda bir gurup Beylerin köşeyi dönerek bize doğru geldiklerini gördük. Moda rıhtımının zifiri karanlığına karşın, Arnavutköy kıyısının aydınlığı gelenlerin tanımamızda zorluk çıkarmadı. Enver Paşa yanındaki Baylarla birlikte gemiye binerek kamaraya geçti ve Moda'dan aldığımız arkadaşlarını selamladı. Geriye yanlız eski Donanma Bakanı muhteşem Cemal kalmıştı. Enver Paşa'nın emir subayı, Cemal Paşa'nın boğazdaki Villasının önünden gemiye bineceğini söyleyince, hemen denize açıldık. Hızlı bir biçimde önce şehire doğru yol almaya başladık. Ortaköy'deki beyaz camiyi geçtik. Yanlız Arnavutköy'de gelenleri gemiye alırken rıhtımdaki bazı evlerden izlenmemiz içime bir kurt düşürmüştü.

Galata rıhtımına varmadan geriye dönerek ışıksız olarak tam yol boğazın karşı kıyısına, Asya tarafına yöneldik. Gemimizden, boğazdaki yalıların silüetleri ve evlerin gölgelerini görüyorduk. Anadolu ve Rumeli Hisarlarını geçtik. Tam bu anda gemide kısa bir sarsıntı oldu. Gecenin zifiri karanlığı nedeniyle göremediğimiz çevrediki balıkçı kayıklarından küfürler yağmaya başladı. Anlaşılan gemimiz Anadolu hisarının balıkçılarının ağlarına takılmıştı. Fakat şanşımıza, ağ kopmuş, geminin pervanesi de ağa sarılmadan durmuştu. Heyecanlı anlar yaşadıktan sonra yola devam edebildik. Çünkü kuzeyden gelen akıntı nedeniyle sürüklenmeye başlamıştık ve duran motoru çalıştırmak hayli zaman almıştı. Saat 11'de Boyacıköy koyuna girdik. Biraz ileride İstinye'de "Yavuz" gemisi iskeleye bağlı olarak duruyordu. Işıklarımızı yakar yakmaz, bir küçük bir kayıktan ışıkla bir işaret geldi ve kayık gemimize doğru yaklaşmaya başladı. Bir zamanların korkulan muhteşem Cemal Paşası gemimize bindi. Bundan 13 ay önce Cemal Paşa'ya mesleğinin doruğunda bir Donanma Bakanı olarak, Berlin'de Deniz Kuvvetleri Komutanlığını ziyareti sırasında karşılaşmam benim içim unutulmaz bir anıydı. Cemal Paşa da yanına bir küçük bavul almıştı. İçeri girer girmez o da fesini çıkararak bir şapka giydi.

İstinye koyunu geçerek yola devam ettik. Koyda "Yavuz"un ışıkları göz kamaştırırken, "Midilli"nin yeri boş duruyordu. Gece yarısına doğru Tarabya önlerinde R-1 Topidosunun borda iskelesinin önüne yanaştım. Eskiden Rusların karadeniz filosuna ait olan bu muhrip bir kaç haftadan beri Alman personeli ve bayrağı ile görev yapıyordu. Borda merdiveninde beni karşılayan nöbetçi subaya hemen bütün kazanlarına istim vermesini söyledim. Türk konuklarımızı geminin geniş ve ferah kaptan kamarasına bıraktıktan sonra ben gemimle Tarabya'ya gittim. Deniz kuvvetlerinin rahibi Müller'in evinin önünde kıyıya yanaştım. R-1 torpidosunun kaptanı, Rahip Müller'in yakın arkadaşıydı ve rahibin evinde kalıyordu.

Rahip Müller (Şimdi Almanya'nın Başpiskoposu oldu) bu gece yarısı ziyareti karşısında epeyi şaşırdı. Biraz sonra gemi kaptanını gemisine götürdüm ve Türk konuklarımızı mümkün olduğunca hızla Sivastopol'e götürüp karaya çıkarma emrini eline verdim.

Geminin kaptan kamarasındaki yuvarlak masa etrafında toplanmış sessizce oturan Türk konuklarımızın ellerini sıktım. Bu kişiler kendilerini belirsiz bir geleceğin beklediğini biliyorlardı. Fakat bir zamanların Türkiye'nin en güçlü üç kişilerinin, Talat, Enver ve Cemal'in sonunun, bir kaç yol sonra yabancı diyarlarda feci bir şekilde olacağını hiç kimse bilemezdi.

Gemi kaptanı ile vedalaşarak ayrıldım. Şehre geri dönerken bu arada "Yavuz" gemisine kısaca uğradım ve Geminin Alman personelinin 3 Kasım günü gemiyle Rusya'ya gönderileceği haberini verdim.

2 Kasım(Cumartesi) günü sabah saat 8'de R-1 torpidosu telsizle Türk karasularını terkettiğini ve açık denizde olduğunu bildirdi. Askeri nedenlerle 8 aya yakın bir süre daha İstanbul'da kaldım. Bu süre içinde İngiliz ve Fransız subayları, çok kez bana, Paşaların ne zaman ve nasıl yurt dışına çıktıklarını bilip bilmediğimi sorup durdular!

Yüzbaşı Hermann Baltzer'in anıları böylece bitiyor. Kısa bir özet yapacak olursak:

Sonuç olarak Türk deniz kuvvetleri komutanlığı (Komutanı ve Kurmayı Alman olan Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı), ittihatçı bakanları ülke dışına kaçırmayı üzerine alır. Eski bakanlar da yurt dışına gitmeye razı edilirler. Moda'dan 7 kişi, Arnavutköy'den bir kişi ve Boyacıköy'den de bir kişi olmak üzere Toplam dokuz kişi söz konusu. Bu kişiler 1 Kasım'ı Cuma'yı, 2 Kasım Cumartesi'ye bağlayan gece yarısı İstinye'de bağlı duran Almanların Ruslar'dan devr aldığı ve R-01 adını verdikleri Alman bayrağı taşıyan bir Torpidbot'a binmişler ve 2 Kasım Cumartesi sabahı Karadeniz'e açılmışlar.

Torpitobotun sonbaharda Karadeniz'in çalkantılı denizinde her zaman tam yol gidemeyeceğini düşünürsek, Istanbul'dan Sivastopol'a kadar olan yaklaşık 400 deniz mili olan yolu en az 24 saate gitmeleri normaldir. Gerçekten de ittihatçı bakanlar 3 Ekim 1918 Pazar günü Sivastopol limanına getirilmişlerdir.

Bundan sonrasını Koramiral Albert Hopman anılarında şöyle anlatmaktadır. “Türk Deniz kuvvetleri komutanı Koramiral Rebeur-Paschwitz bana şu haberi yolladı. Osmanlı ordusundaki görevimi Türk amirallere bıraktıktan ve "Yavuz" gemisi de Türk denizcilerine bırakma emrini verdikten sonra.(Devir teslimi 2.Kasım' 1918'de gerçekleşti) 1. Kasım günü Nikolayev kentine gitmek üzere Karadeniz'e açıldık. Ayrıca İstanbul'da bulunan iki Torpidobotu da Sivastopol'a yolluyoruz. Gerçekten de ertesi gün 3.Kasım 1918 Pazar günü bu torpidolardan biri sabah saat 8'de Sivastopol limanına girdi. Geminin kaptanı (Yüzbaşı Alfred Kagerah) hemen benim karagahıma gelerek, Enver, Talat ve Cemal Paşaların yanında olduğunu ve Almanya'ya gitmek istediklerini ve bunun çok gizli kalması gerektiğini söyledi. Gidip eski dostların ellerini sıkmak istedim- fakat gizlilik gereği bundan vazgeçtim. Askeri Karargahımız "Kist"otelindeydi. Enver- kara gözlük takmış ve kılık değiştirmiş olarak karagaha gelmiş ve kurmay subayım Yüzbaşı Wieting'e kendini başka bir adla tanıtarak, donanmada Kafkasya'ya gidebileceği herhangi bir araç olup olmadığını sormuş. Kurmay başkanım da olumsuz yanıt vermiş. Sonra otelin koridorunda Enver'le karşılaştık. Onu tanımama rağmen, tanımamış gibi yaptım. Sonradan öğrendim ki, bir tatar yelkenlisi ile Novorossisk limanına gitmek üzere Karadeniz'e açılmış fakat fırtınaya yakalanarak Kırım kıyılarına sürüklenmiş, ondan sonra büyük maceralarla Kafkasya'ya ulaşabilmiş.” (Bakınız:Admiral Albert Hopman: Das Kriegstagebuch eines deutchen Seeoffiziers, Berlin 1925 sayfa 312 ve Winfried Baumgart: Vom Brest-Litovsk zur deutschen Novemberrevolution. Göttingen 1971 sayfa 634

Öte yandan bu Torpidobotta bir kişinin daha olduğunu biliyoruz. Türk torpidobot filotillalarının sorumlu hekimi Hekim Yüzbaşı Dr. Georg Willrich. Anılarında Türk bakanlarla birlikte Scastlivyj Torpidobotu ile Sivastopol’a gittiğini yazmakta. Anlaşılan Almanlar, Türk bakanların deniz yolculuğu sırasında, çıkabilecek acil durumlara karşı gemide bir hekim olmasını uygun görmüş olacaklar.

Dr. Georg Willrich: “als Assistenzarzt an Bord der Goben..”, Dr. Trembur, Vor 20 Jahren

2. Folge, von den Dardanellen zum Sues, mit Marineärzten im Weltkrieg durch die Türkei. Sayfa 68-80, 1935.

Bir çok yazar ve tarihçinin değişik değişik tarihler verdiği kaçış veya kaçırılma öyküsü işte bu. Bazı yazarlar Odesa'ya varıldığını yazarken, bazı yazarlar da denizaltı hattaU-17 veya U- 67 denizaltısıyla gidildiğini yazmaktalar. O sıralar Almanların bazı denizaltıları İstanbul'daydı. Bu doğru. Yanlız bunlar UB-14, UB-42, UC-23 ve UC-37 adlı denizaltılardır. Almanlara ait olan ve 67 sayı numaralı iki denizaltı vardır. Bunlar U-67 ve UC-67 denizaltılarıdır ve bu iki denizaltıdan biri Adriatik denizinin Kuzeyindeki Avusturyalılara ait Pola limanında, diğeri de araştırmalarıma göre o sıralar kuzey denizinde bulunuyordu. Yani Istanbul’da değillerdi.

AÇIKLAMALAR

Mudros=Mondros. Ege denizindeki Limni adasının güneyinde bir liman kenti,

Torpido = Torpidobot: Torpil atarak hücum eden, çok hızlı giden savaş gemisi

Birinci Dünya savaşında kullanılan bu savaş gemilerinin ağırlıkları 400-1200 ton arasında değişmekteydi. Herbiri yarım metrelik 4 torpil yatağı olan bu gemilerde, ayrıca 10 cm'lik toplar da vardı. Saatte en fazla 32,5 deniz mili bir hızla gidebiliyorlardı. Toppiller ise saatte 42 deniz mili bir hızla 5000 metredeki bir hedefi vurabiliyordu.

1 deniz mili: 1852 metre

R-01: Rus adı: Scastlivyj. 1914 Rus yapımı, akaryakıtla çalışan 1100 ton ağırlığında, 10 torpil atma kapasiteli ve en çok 19 deniz mili hız yapabilen Torpido. Eylül 1918'de Almanlar tarafından Karadeniz'de kullanılmaya başlandı. Savaş sonrası İtilaf devletleri müdahele güçleri kapsamında kullanılmak için İzmit'e getirildi. Bir yıl sonra 24.10.1919'da Ege denizinde Limni adası açıklarında fırtınaya tutularak battı.

Torpil: Savaş gemilerinde silah olarak kullanılan, hedefe su altından gönderilen büyük bomba.

Deniz Yüzbaşı Hermann Baltzer (1888-1967): 1915 yılından itibaren Alman Deniz kuvvetleri merkezinde görevliydi. Orada Cemal Paşayla karşılaştı. Ekim 1917'den itibaren İstanbul'daki Türk deniz kuvvetleri komutanlığı kurmayında Fırat nehri üzerindeki Türk gemileri birimini yönetti. Ocak 1918 de aynı komutanlığın Kurmayında Deniz Taşıma Birimi Başkanı oldu. Mondros Ateşkes Anlaşması sonrası uzun süre İstanbul'da kalarak Türkiye'deki Alman askeri personelin Almanya'ya dönüşünü organize etmiştir.

Rahip Ludwig Müller: Almanya'da rahip olarak görev yaparken, Birinci Dünya savaşının başlamasıyla Alman Deniz kuvvetleri Komutanlığı Din hizmetleri bölümüne girdi. En son olarak Türkiye'de görev yaptı. Kasım 1918'de Almanların yenilgisini Yahudilerden sorumlu tuttu. (Deniz kuvvetlerinin neredeyse bütün subay kademelerine de bu görüş hakimdi). 1931'de Nazi partisine üye oldu. Hitler 1933'de iktidara geldikten sonra Alman Protestan kiliseleri Başpiskoposluğuna getirildi. 1945'de öldü..

Deniz Yüzbaşı Alfred Kagerah:  Mart 1915'den itibaren Türk deniz kuvvetlerinde göreve başladı. Kasım 1918'den itibaren Türk Torpitobot filotilla komutanı oldu. Ağustos 1918'den savaş sonunu kadar Karadeniz'de Alman küçük gemi filotilla komutanı olarak görev yaptı.

Koramiral Albert Hopman: Enver Paşa'nın Almanlardan isteği üzerine Türk Donanma Bakanlığında yapılacak reformlar için bir tasarı hazırlaması amacıyla 21 Ocak 1916'da İstanbul'a geldi. Planını hazırladıktan sonra 20 Mayıs 1916'da Almanya'ya geri döndü.

Rus devrimi olduktan sonra Ruslarla yapılan Ateşkes-komisyonu başkanı olarak 24.12.1917'de Karadeniz'in Odesa limanında karagahını oluşturdu. 3 Mart 1918'de Brest Litowsk'ta Ruslar'la Almanlar barış anlaşması imzaladıktan sonra, Nisan 1918'de Sivastopol kentine gelerek barış antlaşması gereği deniz trafiğini denetleyen Askeri Deniz Teknik komisyonu başkanlığına getirildi. Antlaşma gereği, Karadeniz'de Rus donanmasının elindeki işe yarayan gemilerin Türk-Alman deniz kuvvetlerinde görev yapması sağladı.

Hekim Yüzbaşı Dr. Georg Willrich: 1913-1915 Yavuz(Goeben) gemisinin hekim subaylarından. Bir ara İstanbul'daki Emirgan polikliniğinde denizci askeri hekim olarak çalıştı. 1915-1918 yılları arasında Türk torpidobotları Filotillası sorumlu hekimi olarak görev yaptı.

Burada şöyle bir soru akla geliyor. Bu paşalar neden nötral bir ülkeye diyelim, İsviçre'ye, Danimarka'ya, Hollanda'ya gitmediler de, gittiler Almanya'nın göbeğine Berlin'e.

Çünkü savaş sonunda Alman kralı Wilhelm kaçarak Türkiye'ye gelmemiş, nötral bir ülke Hollanda'ya gitmiştir. Diğer bazı önemli Alman generalleri de Türkiye'ye gelmemişler, tarafsız İskandinav ülkelerine olaylar durulana kadar geçici olarak gitmişlerdir.

Zamanın Türk Genel Kurmay başkanı General Hans von Seeckt anılarında Enver'le 20.10.1918 tarihinde yani kaçırılmadan iki hafta önce görüştüğünü ve kendisine Almanya'ya gelmek istemesi halinde boğazda hazır tuttuğu gemilerden birini verebileceğini söylemektedir. Neden tarafsız bir ülkeye gitmek yerine Almanya'ya. Hele Enver, İngilizler kendisini tutuklamak için geldiğinde çarpışarak ölmek istediğini belirtmesine rağmen.

Olası bir İngiliz işgalinde, Almanlar Enver ve arkadaşlarının sorgulanmaları durumunda, Almanya aleyhine konuşmalarını istemediler ve Almanya'ya gidiş konusunda şöyle veya böyle ikna edildiler. 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2008-02-07 12:38:32
    Konu: tEŞEKKÜR
    bU NASIL BİLGİ BİRİKİMİ.
    BU NASIL EĞİTİMCİ?
    hER KİM İSENİZ ALLAH SİZE UZUN ÖMÜR VERSİN.
    SİTENİZDEN SİNDİRE SİNDİRE FAYDALANIYORUM.

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »